Gece gece bi korku filmi patlatayım dedim,hdd ye nerden girdiyse artık seçtim bu filmi izlemeye koyuldum.Megan Fox kızımız oynuyor filmde,herzaman ki gibi taş ! Ama 102 dakikam nasıl boşa gitti anlayamazsınız.Bu kadar gereksiz bir film olamaz.Sakın ola izlemeyin eheh...
Ailesi tarafından ayrı eve çıkması istenen,bunalıma girmiş,insanlar arasında ki eşitsizliğe inanan bi arkadaşımızın kafayı yiyip önüne geleni katletmesiyle ilgili bir film.Çerezlik iyi gider derim.Almanya-Kanada filmi,Yönetmen Uwe Boll,başrol Brendan Fletcher...
Harddisk'ten gene kafama göre seçip izlediğim filmlerden.Gayet sürükleyici,insanı sıkmıyor.Rus ruletini konu alıyor.Yönetmen Géla Babluani,başrolde Sam Riley oynuyor,50 Cent de yer alıyor.Filmde ki starlar ise Jason Statham ve Mickey Rourke.Geç saatlerde izlemenizi tavsiye ederim daha sarar...
Feodal Japonya'da,savaşçı sınıfı Samuraylar efendilerini hayatları pahasına korumaya yemin ettiler.Efendisi öldürülen Samuraylar utanç içinde kaldılar,paralı askerlik ve haydutluk gibi işler arayarak ülkeyi dolaşmak zorunda kaldılar.Efendisiz Samuraylar artık Samuray sayılmıyorlardı,bu adamlara başka bir,isim verildi:RONIN!
Filmin başlangıcında aynen bu tanım yapılıyor.Konuya gelecek olursak bi kaç ajanın para karşılığında görev yapması söz konusu.Bu ajanlara Ronin deniliyor.Deirdre(Natascha McElhone)isimli kadın bu ajanları toplar ve yapacakları görevleri söyler.Asıl patronunu söylemez sizin patronunuz benim bana çalışıyorsunuz gibisinden,sürekli kime çalışıyoruz diyen Sam(Robert De Niro)'e cevap verir.Görevin amacı bir kasayı ele geçirmektir.Fakat bu kasa için Ruslarda işin içine girince işler karışır.Bol bol aksiyon dolu sahneler istiyorsanız durmanız bile hata derim,çünkü aksiyonseverler için çok tatmin edici bir film.
Şüphesiz kadrosuyla dikkat çeken filmlerden.Robert De Niro ve Jean Reno başrollerde.Yönetmenliğini John Frankenheimer,Senaristliği J.D. Zeik üstleniyor.
Öncelikle şunu belirtmeliyim blogu uzun zamandır boşladım,dönüşümü güzel bir diziye ayırdım.2008'den beri devam eden Breaking Bad.Oldukça sürükleyici bir dizi,izlerken bazı şeyler hakkında bilgileniyorsunuz.Bunların çoğu genellikle illegal şeyler eheh...
Başrollerde Bryan Cranston(Walter White),Anna Gunn(Skyler White),Aaron Paul(Jesse Pinkman) oynuyor.Walter White bir lisede kimya öğretmeni aynı zamanda geçim sıkıntısı yüzünden bir oto yıkamada çalışıyor.Ani bir rahatsızlanmayla bayılıyor ve kendini hastahanede buluyor.Walter'a kanser olduğu söyleniyor.Artık yakında öleceğini düşünüp ailesini borç içinde bırakmak istemiyor.Kayınbiraderi bir polis ve onunla bir gün operasyona gidiyor.Operasyon'dan kaçmayı başaran bir öğrencisini görüyor ve onu bulup birlikte kristal meth işine girmek istiyor.Çok düzgün bir insan olan Walter'a bu öğrenciside inanamaz.Walter öğrencisini ya benimle iş yaparsın ya da seni ihbar ederim diyerekten tehtid eder ve birlikte kristal meth işine girerler...
Kısaca 1.bölümden özet geçtim,diziye başlıyalı 4.günüm ve 2.sezon bitmek üzere...Bunu yazarken 4.sezon bitmiş durumda.Dizide hoşuma giden bir olayda oyuncuların,yönetmenin,senaristin isimleri geçtiği anda hepsinin isim ve ya soy ismine element sembollerini koyuyorlar.Bryan Cranston,AnNa Gunn,AAron Paul,DeaN Norris,RJ MitTe gibi...
Bu arada RJ MitTe ismine değinmek istiyorum kendisi serebral palsi hastası,yani beyin felçi.Dizide de bu rolde,yani kendini oynuyor.Taktir edilmesi gerekir ve takipçisiyim kendisinin artık...
ve son olarak;I am not in danger, I am the danger.
Facebook üzerinde yaptıkları yarışmada doğru cevabı verirseniz ve eğer şansınız varsa kazanma ihtimaliniz var.Sucker Punch hayranı varsa duyurayım dedim :) 19 Ağustos'ta sonuçlar açıklanıyormuş.Detaylar aşşağıda;
"Sucker Punch" filmi DVD ve Özel Hediyeleri Kazanma Fırsatı !
Tiglon ve Beyazperde.com işbirliğinde hazırlanan yarışmamıza katılıp, "Sucker Punch" filminin DVD'sini veya özel hediyelerinden birisini kazanmak ister misiniz?
Şimdi yarışmamıza katılın, sorumuzu cevaplayın, hediyeler sizin olsun !
Funny Games'i alıp izlemeye karar vermemin sebebi Michael Pitt'in oynamasını görmemdi.Daha sonra filmle ilgili biraz araştırma yaptığımda Michael Haneke'nin 1997'de ki bir filminin tekrar 2007'de çekilmiş hali olduğunu öğrendim.Bu biraz filmden beklentilerimi düşürdü.Çünkü genellikle tekrar çekilen filmler ilk yapım kadar tat vermiyor ama ilk filmi izlememiş olmam benim için bir avantaj oldu :) -
Filmin konusuna gelirsek George (Tom Roth),Ann (Naomi Watts) ve çocukları tatil yapmak için sakin bir kasabadaki evlerine giderler.Fakat orda ki Paul (Michael Pitt) ve Bradd (Brady Corbet) isimli iki sapkın genç yumurta istemek için ailenin kapısını çalarlar.Çıkan tartışma sonrası aile esir alınır ve hikaye bunun üzerine gelişir...
Gerilim filmlerini sevmeyenler bu filmden uzak dursunlar derim,çünkü insanın nefesini daraltan bir film.Film güzel mi ? Açıkçası pek beğenmedim.İkinci film diye demiyorum senaryoda bir değişiklik olabilirdi.Film boyunca bunu bekledim ama olmadı diyebilirim beklentilerimi karşılamadı.Süresi 107 dakika ve izlenebilir diyorum,boş bir anınızda iyi gider.Ama beklentileriniz yüksek olmasın.Filmi özetleyen iki replik ;
İlk kısa film'im olan "Distimi"den sonra yeni bir kısa film ile karşınızdayım.
"Define" de hayatımızda bazen gözümüzden kaçırdığımız bi ihtimali sizlere hatırlatıyor. Konu olarak çok farklı bir senaryoya sahip olmasa bile, anlatım ve teknik açısından değerlendirmenize sunuyorum.
Peter Highman Atlanta'da yaşayıp,karısının 5 gün sonra doğumuna yetişmek için uçağa binmiştir.Fakat uçakta bazı talihsiz olaylar olmuştur.Talihsiz olaylar Ethan'la ilgili olup uçağa binme yasağı gelir ve Los Angeles a arabayla gitmeye karar verirler.Daha doğrusu Ethan kendisini suçlayıp ona söz verir.Olaylar bunun üzerine gelişir...
Başrollerde Robert Downey Jr. ustayla Zach Galifianakis'i görüyoruz.Son zamanlarda izlediğim en müthiş komediydi,Zach gene döktürüyor.The Hangover'den sonra bu filmiyle iyi bir çıkış yakaladı.2011 içinde The Hangover Part II ilede iyi bir sükse yapar.Filmde ayrıca Michelle Monaghan ve Jamie Foxx'u da görüyoruz...
Filmdeki The Godfather I ve Two and Half a man sahneleri ise beni en çok güldüren sahnelerdi.Sonuç olarak şunu diyebilirim 95dk'nızı eğlenerek bir şekilde geçirmek istiyorsanız beklemeden izleyin...
Dog Day Afternoon'da geçen olaylar gerçektir.22 Ağustos 1972'de Brooklyn,New York'ta yaşanmıştır.Eskiden mesleği bankacılık olan Sonny Wortzik,maaşından şikayetçidir ve 1 karısı ile birlikte 2 çocuğunu geçirememekten şikayetçidir.Ayrıca Sonny Wortzik eşcinsel olup arkadaşının ameliyat parasını bulmak istemektedir.Arkadaşı Sal ile bankaya silahlı soygun yaparlar.Fakat işler istedikleri gibi gitmemektedir.Soygun farkedilir ve etrafı polisler sarar.Fakat içeri giremezler rehineler vardır.Sonny Wortzik anlaşmaya sağlamaya çalışacaktır.
1975'te çekilmiş bir film başrollerde Al Pacino ve John Cazale oynamaktadır.Bu filmi izlemememin sebebi aslında John Cazale'di.Neden derseniz bu adamın pek filmi yoktur genç yaşta öldü.Ama oynadığı filmlerin hepsi inanılmaz filmlerdir.Al Pacino ve Robert De Niro'yu yaratanda bu adamdır diye söylentiler var.Bu filmdede rolü iyi kesmiştir ama Al Pacino'ya göre sönük kalmıştır.Çünkü Al Pacino gerçekten döktürüyor bu filmde...
Birçok filmin karaktesini oluşturur müzikleri. Hele bu filmler fransız filmleriyse ayrı bir tat bırakır insanlarda. Film kadar müziklerini de konuşuruz uzun bir süre. Nedendir bilmem ama hep sevmişimdir fransızça parçaları.
Ve bu fransızca hayranlığıyla yeni dinlediğim ve hastası olduğum bir parça daha.
2008 Cannes Film Ödüllerinde en iyi kısafilm ödülünü almış olsan Next Floor toplum üzerindeki güçlerin iktidar çekişmeleri ve koltuk sevdalarını muazzam bir şekilde anlatan bir yapıttır.
Masada oturan her kişinin ayrı bir sembol taşıdığı görülen sahnelerde, bu düzene karşı çıkmak isteyenlerin de zamanla kendini kaybederek bu rezalet oyunlara alet olduğunu görüyoruz.
Next Floor yaklaşık 10 dakikalık bir kısafilm olmasına rağmen bütçe olarak çok büyük paralar harcanmıştır.
Filmi aksiyon severler için kesinlikle izlenmeli.Son dönemlerde iyi filmleri mumla ararken böyle iyi bir yapım çıkması(en azından benim için)kesinlikle izlenmesi kanısına vardırır.Konusuna gelirsek,Clyde(Gerard Butler) Shelton eşi ve çocuğu ile sakin,mutlu bir hayat sürmektedir.Fakat bir gün kapı çalar ve içeriye birden saldırganlar girer.Clyde'ın ellerini bağalyıp,ağzını bantlarla ve hareket edemez hale getirirler.Karısına tecavüz edip çocuğuyla birlikte öldürürler.Nick Rice(Jamie Foxx )adında bi avukat vardır,Clyde'ın tuttuğu avukat!Fakat saldırganlarla bi anlaşma yapıp birinin ölüm kararı diğerinin ise hafif bir cezaya çarptırılması Clyde'ın sinirini bozar.Sonrası ise Clyde'ın adaleti kendi elleriyle aramaya başlar...
Şöyle söyleyebilirim ki,Clyde karakterinin zekiliği filmin en güzel yanı olmuş.Kendisinin adaleti araması filme ayrı bi tat katmış.Bazı sahneler var ki 'vay beee' dedirtecek türden...Imdb'de 7.2 almış bu filmin yönetmenliğini F. Gary Gray,senaristliğini Kurt Wimmer üstlenmektedir.Başrollerde ise Jamie Foxx ve Gerard Butler oynamakta!
''Öğlen için yarım kilo biftek istiyorum orta pişmiş,birazda alazlanmış olsun.''
Filmde plak şirketinde çalışan Rob(John Cusack)'un hayatı anlatılıyor.Ron'un hayatına giren sevgilileri ve onu terketmeleri ona ilk 5 diye bir liste yaptırmış.En sonda çok sevdiği Laura(Iben Hjejle)terkedince,filmde geçmişten kesitler sunuluyor.Hangi kızla nasıl beraber olmuş,nasıl terkedilmiş.Hayat ve ilişkiler üzerine değinilmiş.Ayrılık sonraları piskolojik durum.Bir nevi çoğu erkeğin hayatını,duygularını bulabileceğiniz bir film.Rob tekrardan Laura'yı kazanmaya çalışacak bakalım ne yapacak?
Filmde izleyiciye doğrudan anlatım var,yani Rob'un içsel sesini içinden değilde kamerayla yüzyüze konuşması güzel olmuş.Size ders anlatır nitelikte.Ayrıca komedi tarafı var.özellikle Barry(Jack Black)'in replikleri 2-3 sahnede kahkaha attırmaya yetiyor.Filmde ortam plak şirketinde geçtiğinden şarkı muhabbetleride oldukça iyi ve şirkette çalınan şarkılarda bi o kadar güzel.(Bu filme bakan soundtrackları es geçmesin derim!)
High Fidelity kitaptan uyarlanma,yazarı Nick Hornby.Filmin yönetmeni Stephen Frears,başrolde John Cusack'i güzel rol keserken izliyoruz.
kötü bir gün geçirip bunun acısını başkasından çıkarmıyorsan karakterlisin demektir.
1952 yapımı bu film, sinemada sessiz filmlerden sesli filmlere geçiş aşamasındaki zorlukları ironik bir şekilde, müzikal halinde sunuyor.
İzleyicilerin birçok filmde izleyip hayran kaldığı bayan/erkek oyuncuların gerçek sesini duyup hayal kırıklığı yaşaması, setlere mikrofonun girmesiyle yaşanan zorlukları, oyuncuların mikrofona alışamamaları gibi birçok komik ayrıntılar var.
Uzun lafın kısası, eski filmleri izlerken sıkılan biri olsanız bile bu filmde tabularınızı yıkacaksınız.
Filmin en göze batan ve şuan bile karşınıza çıkan sahnesini paylaşıyorum. Keyifli seyirler.
Öncelikle bu filmi herkese öneriyorum öneriyorum ama online oyunlar oynayanlara şiddetle öneriyorum!Şimdi izledim ve hemen bu filmi bloga yazmam gerekli dedim.Muhteşem bi konusu var.Online oyun oynayan bi gencimiz kendini oyuna çok kaptırıyor.Gerçek hayattaki görüntüleri oyundaki gözünden görüyor.Mesela bi online oyunda karakter yaratırsınız;saçını,gözünü,giysilerini siz belirlersiniz.Gerçek hayattada ayna karşısına geçip oyundaki hareketleri uyguluyor.Bu genç otizm hastası,çok iyi düşünemiyor.Hayattada bu yüzden çok sıkıntı çekiyor.Okul hayatında sınıfın popüler çocukları tarafında sürekli eziliyor,sürekli dalga konusu oluyor.Birgün abartıp sınıfta masaya çıkartıyorlar ve pantalonu ile birlikte iç çamaşırınıda indiriyorlar.Bütün herkes videoya çekiyor ve nette yayılıyor.Bu durum Ben'i iyice çileden çıkartır.Ama tek tesellisi vardır oda oyundan arkadaşı olan bir kız ona yardım etmeye çalışıyor.(Daha önce gerçekte hiç görüşmediği).Birgün Ben'e video yollar telefondan,onun yanına geleceğini belirtir,yer ve zamanı söyler.Ben'de sabırsızlıkla o günü beklemeye başlar.
Dahasını anlatmıyorum ki keyfiniz kaçmasın.Şöyle söyleyebilirim ki 1.5 saatinizin inanılmaz güzel ve keyifli geçeceğine eminim.Sonlara doğru hüzünle,mutluluğu yaşatan ender filmlerden.Finali inanılmaz beğendim,zaten ilk defa bi filmde sonlarda 3 şok yaşadım.Benim için finali çok iyi olan filmler arasında favori 3'te kendine yer edindi.Film Belçika&Hollanda ortak yapımı.
Filmin yönetmeni ve senaristi Nic Balthazar,başroldeki aktör ise Greg Timmermans.Pek tanınmış isimler değil fakat ortada gerçekten kaliteli bir yapım var.İzlemeli ve 'İZLETMELİ'!!!
Başrolde Bruce Willis ve Haley Joel Osment'in oynadığı,M. Night Shyamalan'ın senaryosunun kendisine ait olup yönettiği 1999'un önemli filmleri arasında kendine yer edinmiştir.Filmde içine kapanık ve arkadaşı olmayan çocuk Cole Sear(Haley Joel Osment) ve ona yardım etmek isteyen çocuk psikoloğu Dr. Malcolm Crowe(Bruce Willis)'un etrafında gelişir olaylar.Çocuk bir süre sonra ölüleri gördüğünü söyler.Malcolm Crowe'da ona bi önceki hastasına benzediğini söyler.Kendisine yardım edemediğini fakat Cole'a yardım etmek istediğini anlatır.Bu süre zarfında Cole'a onlarla konuşmasını ve onların dediğini yapmasını ister.Cole ilk başta şaşırır fakat bunu yapar.Annesine ve bir aileyede bu şekilde yardım eder...
Gelgelelim filmin övüldüğü kısma!Filmin finalini herkes çok över,çok şaşırtıcıdır.(Gerçektende öyle.)Ama şunu söylemeliyim ben 10.dakikadan itibaren neyin ne olduğunu anladım.Filmdeki sözleri çok iyi takip edin.Cole'un söylediği sözleri çok iyi aklınızda bırakırsanız film esnasında,filmin sonu gelmeden çözeceksinizdir.
Oyunculuğa gelince Bruce Willis'ten söz etmeye gerek yok zaten ama benim dikkatimi çeken Haley Joel Osment oldu.O filmde oynarken 11 yaşındaydı ve o yaştaki çocuğa göre feci rol kesmiş.Kilisede yukardayken mimiklerine dikkat edin lütfen.Daha sonra imdb sayfasına gireyim dedimde pek bi filmi yok ondan sonra ilginç...
İngiltere,ABD ve Avustralya'da uyuşturucu kullanımını yücelttiği gerekçesiyle politikacılar tarafından film kötülenmiştir.Fakat aynı sene içerisinde en iyi senaryo uyarlama dalında Akademi Ödüllerinde aday olarak gösterilmiş.Ayrıca 2004 yılında Total Film isimli dergi tarafından tüm zamanların en iyi dördüncü İngiliz filmi olarak gösterilmiştir.
Filmde bir grup eroin,esrar vb. bağımlısı gençlerin başından geçen anlatılıyor.Biraz 'A Clockwork Orange' havası sezdim.Sıradışı şeyleri yapmayı seven gençlerden Renton daha sonra bu işleri bırakmaya çalışıyor ve başarıyor.Ama arkadaş çevresi ne yapıp edip kullandırmaya başlatıyor.Filmde bir söz var 'Vitamin C illegal olsaydı onuda kullanırdık'.Aslında bu söz filmin konusunu özetliyor.
Filmde klozet sahnesi varki eroini siz kullanmışsınız gibi oluyorsunuz.Klozetin içine dalıp kendini denizde sanıyor Renton.(Aşağıdaki resimde...)
Ne kadar iğrenç,düzensiz,başıboş bir hayat izlemek istiyorsanız ve arkadaş çevrenizin ne kadar önemli olması gerektiğini öğrenmek isterseniz bu filmi izlemelisiniz !
“Bence kariyer denen şey bir 20.yüzyıl icadıdır ve ben bir kariyer istemiyorum.”
“Paraya ihtiyacım yok.İnsanı ihtiyatlı olmaya zorluyor.”
"Hayatta güçlü olmanın çok gerekli değil fakat kendini güçlü hissetmenin önemli olduğunu, en azından bir kere bile olsa kendini tartmanın, bir kere bile olsa kendini, insanın en antik koşullarının içerisinde bulmanın, ellerinizden ve kafanızdan başka size yardım edecek bir şey olmadan kör ve sağır taşla tek başına yüzleşmenin gerektiğini, biliyorum."
Sözlerine katılıyorsanız bu filmi izlememeniz için bir neden yok.Sisteme karşı çıkanların,paraya,aşka,kariyere önem vermeyenlerin izleyeceği türden bir yapıt.Sean Penn'in yönettiği başrolünde Emile Hirsch'in oynadığı Christopher Mccandless'in gerçek hayatını anlatmaktadır.
Üniversite öğrencisi olan Chris McCandless,bütün derslerinden A almayı başarır,oldukça zeki birisidir.4 yıl yoğun ders temposundan sonra birden ortadan kaybolur.Düzenli olarak okulundan ailesine notları ile ilgili bilgiler geliyorken gelmemeye başlar.Ailesi bu durumu öğrenir ama Chris McCandless ortalardan kaybolup kendini doğaya bırakır.Kamp kurar,beslenmek için hayvanları avlar,bol bol seyahat eder,binbir tehlikeye girer.Chris McCandless'in hayatı tam doğa severler için ! ''Sonsuz özgürlük''diye nitelendirir hayatını...
Ünlü Rus yönetmen Sergei Eisenstein'ın en büyük filmidir. O zaman Sosyalist rejimle yönetilen Sovyetlerin desteğiyle çekilen film daha çok propaganda amaçlıdır, Avrupa ve Amerika sinemasına başkaldırıştır..
Çarlık Rusyasında Potemkin adlı bir gemide askerlere sürekli kurtlanmış et verilmesiyle başlayan isyan büyür. İsyanı çıkaranlar kurşuna dizilmek üzere geminin burnunda getirilir. Bunun üzerine diğer askerler arkadaşlarını kurtarmak üzere isyana katılır ve halka sıçrayarak bir ihtilale dönüşür.
Hükümet askerlerini göndererek isyancıları katletmeye başlarlar. Bugünkü Odessa Merdivenleri sahnesi en dramatik, etkileyici sahnedir.
Bu resimde dikkat çeken noktalar çok önemli. Askerler devleti temsil etmektedir. Kadın halkı. Gölgeler halkın üstündedir, silahlarda. Bu sahnede karmaşada ezilen çocuğunu kucaklamış yardım isteyen kadın vurulur ve ölür.
(Odessa Merdivenlerinin bugünkü hali)
Bu filmle Sovyet sineması ben de varım diyebilmiştir diğerlerine. Ve varolmayı haketmiştir bu filmle.